Hüseyin KALAYCI
Belçika’da genel seçimlerin ardından geçen 2.5 ay süre içinde henüz bir hükümet kurulamamış olması ülkeyi çok ciddi bir siyasi krizin eşiğine sürükledi. Seçimlerde en yüksek oy oranını alarak hükümeti kurmakla görevlendirilen Flaman Hristiyan Demokrat Parti (CDV) üyesi ve Başbakan adayı Yves Leterme, Valon partileriyle koalisyon arayışlarında başarılı olamayınca hükümet kuramayacağını açıklayarak görevi Kral II. Albert'e iade etti. Fakat Belçika Kralı II. Albert'in temasları da şimdiye dek bir sonuç getirmiş değil.
Başlangıçta üniter bir yapıda olan Belçika, Hollandaca konuşan Flamanlar ile Fransızca konuşan Valonların derin kutuplaşması sonucu 1993 yılında federal bir devlete dönüştü. Ancak Belçika’nın federasyona dönüşmesi Flaman-Valon çatışmasını ve karşılıklı güvensizliği ortadan kaldıramadı. Belçika’da siyasi partiler 1970’lerden itibaren etnik kökenlerine göre ikiye ayrılmış durumda. Bu nedenle ülkede tüm Belçikalıları temsil eden ulusal bir parti bulunmuyor, sosyalistler, liberaller, yeşiller Flaman ve Valon bölgelerinde ayrı ayrı örgütleniyor ve temsil ediliyorlar. Ülkede bütün partilerin etnik tabanda olması ulusal siyasetin neredeyse ortadan kalkmasıyla ve bütün siyasi mücadelenin kolektif haklar için verilmesiyle sonuçlanmıştır. Belçika’daki bu etnik rekabet ulusal (federal) kurumların yetki alanlarının açıkça tanımlanmasını güçleştirmiş, bu da Belçika devletinin kapasitesini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Bayrak, marş gibi ulusal simgelerin yerini bölgesel simgelere bıraktığı Belçika’da, halk “Belçikalı” terimi yerine çoğunlukla “Flaman”, “Valon” ve “Brükselli” terimlerini tercih ediyor. Başlangıçta Fransızca konuşanların hakimiyetinde olan Belçika, Flaman hareketinin elde ettiği başarılar sonucunda ekonomik ve kültürel sermayenin Flaman ağırlıklı olduğu bir ülkeye dönüşmüş ve iki bölge arasında zamanla oluşan ekonomik dengesizlik derinleşmiştir. Flamanlar, Valonlara göre daha zenginleşince federal hükümetin sosyal politikalar aracılığıyla Valon bölgesine maddi katkı sağlamasına karşı çıkmaya başlamışlardır.
Haziran seçimleri Flaman-Valon çekişmesini ve etnik gruplar arasındaki rekabeti daha da arttırıcı bir etki yapınca siyasal kriz kaçınılmazlaştır. Ayrıca Başbakan adayı Leterme’nin, geçen yıl Flaman hükümeti başkanı sıfatıyla bir Fransız gazetesine verdiği demeçte, “Belçika'nın tarihin bir kazası olduğu”, “Flamanların yaşadığı Flandr bölgesinin ve Flaman menfaatinin Belçika'dan öncelikli olduğu”, “Belçika halkını oluşturan etnik gruplar arasında sadece ‘Kral, futbol takımı ve bira ortaklığının’ kaldığı” şeklinde Valonları aşağılayan sözler söylemiş olması bu etnik gerginliğe tuz biber ekmiştir. Tüm bunlara ek olarak, son seçimlerde “Kahrolsun Belçika” sloganıyla yüzde 20'ye yakın oy toplayan Flaman Bloğu adlı aşırı sağ partinin ülkenin Flamanca konuşulan kesiminin bağımsızlığı için referandum düzenlenmesini öngören bir yasa teklifi hazırlaması “bölünme” konusunu Belçika siyasetinin ana gündem maddesi yapmıştır.
Bir entegrasyon projesi olan AB’nin başkenti sayılan Belçika’nın önümüzdeki yıllarda iki hatta üç devletten oluşması galiba kimse için büyük bir sürpriz olmayacak.
Başlangıçta üniter bir yapıda olan Belçika, Hollandaca konuşan Flamanlar ile Fransızca konuşan Valonların derin kutuplaşması sonucu 1993 yılında federal bir devlete dönüştü. Ancak Belçika’nın federasyona dönüşmesi Flaman-Valon çatışmasını ve karşılıklı güvensizliği ortadan kaldıramadı. Belçika’da siyasi partiler 1970’lerden itibaren etnik kökenlerine göre ikiye ayrılmış durumda. Bu nedenle ülkede tüm Belçikalıları temsil eden ulusal bir parti bulunmuyor, sosyalistler, liberaller, yeşiller Flaman ve Valon bölgelerinde ayrı ayrı örgütleniyor ve temsil ediliyorlar. Ülkede bütün partilerin etnik tabanda olması ulusal siyasetin neredeyse ortadan kalkmasıyla ve bütün siyasi mücadelenin kolektif haklar için verilmesiyle sonuçlanmıştır. Belçika’daki bu etnik rekabet ulusal (federal) kurumların yetki alanlarının açıkça tanımlanmasını güçleştirmiş, bu da Belçika devletinin kapasitesini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Bayrak, marş gibi ulusal simgelerin yerini bölgesel simgelere bıraktığı Belçika’da, halk “Belçikalı” terimi yerine çoğunlukla “Flaman”, “Valon” ve “Brükselli” terimlerini tercih ediyor. Başlangıçta Fransızca konuşanların hakimiyetinde olan Belçika, Flaman hareketinin elde ettiği başarılar sonucunda ekonomik ve kültürel sermayenin Flaman ağırlıklı olduğu bir ülkeye dönüşmüş ve iki bölge arasında zamanla oluşan ekonomik dengesizlik derinleşmiştir. Flamanlar, Valonlara göre daha zenginleşince federal hükümetin sosyal politikalar aracılığıyla Valon bölgesine maddi katkı sağlamasına karşı çıkmaya başlamışlardır.
Haziran seçimleri Flaman-Valon çekişmesini ve etnik gruplar arasındaki rekabeti daha da arttırıcı bir etki yapınca siyasal kriz kaçınılmazlaştır. Ayrıca Başbakan adayı Leterme’nin, geçen yıl Flaman hükümeti başkanı sıfatıyla bir Fransız gazetesine verdiği demeçte, “Belçika'nın tarihin bir kazası olduğu”, “Flamanların yaşadığı Flandr bölgesinin ve Flaman menfaatinin Belçika'dan öncelikli olduğu”, “Belçika halkını oluşturan etnik gruplar arasında sadece ‘Kral, futbol takımı ve bira ortaklığının’ kaldığı” şeklinde Valonları aşağılayan sözler söylemiş olması bu etnik gerginliğe tuz biber ekmiştir. Tüm bunlara ek olarak, son seçimlerde “Kahrolsun Belçika” sloganıyla yüzde 20'ye yakın oy toplayan Flaman Bloğu adlı aşırı sağ partinin ülkenin Flamanca konuşulan kesiminin bağımsızlığı için referandum düzenlenmesini öngören bir yasa teklifi hazırlaması “bölünme” konusunu Belçika siyasetinin ana gündem maddesi yapmıştır.
Bir entegrasyon projesi olan AB’nin başkenti sayılan Belçika’nın önümüzdeki yıllarda iki hatta üç devletten oluşması galiba kimse için büyük bir sürpriz olmayacak.


0 Yorum yapılmış.
Yorum Gönder
*Yorum yazma konusunda yardım almak için buraya tıklayınız.
*Yorum yaparken herhangi bir kişi veya kuruma hakaret unsurları içeren kelimeler kullanmayınız.