Emre Aköz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Aköz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2007 Pazar

Sizin de bir 'Doğu'nuz var mı?


Değiştir

Edward Said'in ' Oryantalizm' (' Şarkiyatçılık') adlı kitabı 1978'de piyasaya çıktığında entelektüeller arasında büyük bir heyecan uyandırmıştı.
Filistin doğumlu bir Hıristiyan olan Said ( 1935-2003 ) ABD'nin saygın akademisyenlerinden biriydi. Bu kitabında Batı aleminin Doğu'yu nasıl algıladığını ortaya koyuyordu.
"Algı" derken elbette basit bir zihinsel durumdan bahsetmiyoruz elbette. Resimden müziğe, sinemadan çizgi romana, bu algı kendi kültürünü oluşturmuştu.
O zamanlar internet minternet olmadığından piyasaya çıktığını dergilerdeki tanıtım yazılarından öğrendiğimiz 'Oryantalizm'i bir biçimde bulmuş... Fotokopisini almış... Büyük bir merakla İngilizcesi'nden okumuştuk. Sonraları Türkçeye de çevrildi. ( "Şarkiyatçılık: Batı'nın Şark Anlayışları", Metis Yayınları... )
Said'in 'Oryantalizm'i, sadece Batı'nın Doğu algısını ortaya koyması açısından önemli değildi. Kitap aynı zamanda "biz" ve "öteki" ayrımı yapan bir kültürün, bu yaklaşımını nerelere kadar götürebileceğini gösteriyordu.

***

Eğer "okumak" yerine "izlemeyi", "bakmayı" tercih edenlerdenseniz... Size bir önerim var: İstanbul Karaköy'deki Osmanlı Bankası Müzesi'ne gidin ve " Doğu'yu Tüketmek " adlı sergiyi gezin. ( 14 Kasım'da
başladı, 2 Mart'a kadar devam edecek.)
Garanti Bankası bünyesindeki serginin tasarımcısı (küratörü) tarih profesörü Edhem Eldem ...
Edward Said, 'Şarkiyatçılık' adlı eserinde " sert " bir tutum takınmıştı. Çünkü Batı'nın Doğu'ya yönelik emperyalist politikalarıyla bir araya geldiğinde, şarkiyatçı zihniyet, başkalarını; "duyguları" olan, mesela aynen bir Avrupalı gibi hayatını sürdürmek için çabalayan, aile kuran, kah sevinen, kah üzülen, sıradan, normal bir "insan" gibi kavramıyordu.
Edhem Eldem ise şarkiyatçı kültüre daha " yumuşak " bakıyor... Ve hatta " Toplumsal Tarih " dergisinin aralık sayısında belirttiği gibi orada bir " masumiyet " de görüyor.
Haksız da değil Eldem... Elbette şarkiyatçılık bir egemenlik ideolojisiydi ama onu üretenlerin hepsi kötü ruhlu insanlar değildi.
Siyasi ve ekonomik çıkar çevreleriyle doğrudan ilişkisi olamayan birçok Batılı, mesela sanatçılar, şarkiyatçılığı tamamen bir hayal ürünü olarak tekrar ve tekrar ürettiler.
Edhem Eldem "iyi niyetli şarkiyatçılık" için şu örneği veriyor:
Sergi için internette araştırma yaparken çok güzel bir posterle karşılaşıyor: Koyu lacivert bir zemin üzerinde altın renkli bir hilal... Posterin sol altında ise " Uniball 70 " ibaresini görüyoruz. Onun da altında Fransızca bir soru: " Doğu'yu sever misiniz? "
Eldem'in ilk anda bir reklam sandığı bu afiş, meğer 1970 yılındaki bir " tematik üniversite balosu "na aitmiş. Zürih Üniversitesi öğrencileri "Doğu" temalı bir balo düzenlemiş.
Burada dikkati çeken nokta, öğrencilerin afişi ısmarlarken "ötekileştirici", "aşağılayıcı" ya da "gülünçleştirici" bir slogan yerine; tarafsız, soğukkanlı, yalın bir slogan kullanmaları: "Doğu'yu sever misiniz?"
Sever misin? Sevmez misin? Mesela imkanın olsa gider misin? "Baloya bir Doğulu gibi gel" dediklerinde nasıl giyinmeyi tercih edersin? Aksesuarların neler olur?
Bunların hepsi afişe bakana bağlı.
Kıssadan hisse: "Doğu'yu tüketmek" adlı sergi merakınızı uyandırdıysa... O zaman düşünün bakalım, sizin de bir Doğunuz var mı? Yok mu? Peki İran'ı sever misiniz? Hadi onu geçtik: Kürtleri sever misiniz? Niye?

Sabah

Tarih Bülteni

2 Kasım 2007 Cuma

Menderes'in Kürt çözümü


Değiştir
Emre AKÖZ


Geçen gün sormuştum: " Atatürk döneminde irili ufaklı 16 Kürt isyanı olmuştu... Ne oldu da, 1950-1960 yılları arasında, yani Celal Bayar'ın Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes'in ise Başbakan olduğu dönem sakin geçti?"
Cevabı birçok okurumuz merak edince siyaset bilimci ve tarihçi Ahmet Demirel'i aradım. "Sadece o dönemde değil, 1938'den başlayarak 1960'a dek Doğu bölgeleri sakindi" dedi.
Peki bu nasıl olmuştu?
Gazeteci ve tarihçi Murat Bardakçı'ya sordum. İki maddede olayı toparladı:
Birincisi ... " 1937'deki Dersim İsyanı aşırı güç kullanılarak bastırılmıştır. İsyancı düşünce uzun süre kendini toparlayamamıştır."
Dersim ( Tunceli ) İsyanı gerçekten de çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Martta başlayan isyan ancak kasımda son buldu.
Atatürk'ün manevi evlatlarından Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak bu büyük harekâta katılmıştı. Hatta Atatürk, eğer isyancılara yakalanma durumu oluşursa intihar edebilmesi için Gökçen'e kendi tabancasını vermişti.
Bardakçı'ya göre ikinci neden şu: "Menderes, Kürt ileri gelenlerini milletvekili olarak Meclis'e sokmuştu."

Tarihe meraklı gazeteci arkadaşım Sefa Kaplan ise 1960 darbesini yapanlardan Numan Esin'in anılarında yer alan bir bölümü gönderdi.
Darbeden sonra Milli Birlik Komitesi üyelerinden Numan Esin; subay arkadaşları Orhan Erkanlı, Dündar Seyhan, İrfan Solmazer, Orhan Kabibay, Fazıl Akkoyunlu ile Menderes'in tutuklu olduğu Yassıada'ya gider.
(Yürek burkan ayrıntılar var, onları geçiyorum...) Konuşma sırasında Esin, "Türkiye'nin en önemli sorunu olarak gördüğü" Kürt meselesini sorar eski başbakana.
Menderes'in Numan Esin'e cevabı şu olur: "Bizim çözümümüz demokrasiydi. Halka vereceğimiz serbestlikle bu işe bir çözüm geleceği kanaatindeydik. O yönde hareket ettik. Böylece, halkı yönetime ve ülkeye bağlama yolunu seçtik." ( 'Devrim ve Demokrasi: Bir 27 Mayısçının Anıları', Doğan Kitap, s. 158 )

Peki olay bu kadar mı? 1937'deki bastırma ve Demokrat Parti dönemindeki demokratik gelişmeler sorumuza yeterli cevabı veriyor mu?
Ne yalan söyleyeyim, ben önce bu iki maddelik açıklamanın yeterli olduğunu düşündüm.
Ancak Ensar Yılmaz'ın " Çankaya Savaşları " adlı kitabını karıştırırken karşıma şu satırlar çıktı:
"1950 seçimlerinde Demokratlar, feodal ilişkilerin geçerli bulunduğu, sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin düşük olduğu Doğu illerinde seçimi kaybederken, bu illerde seçimi CHP kazandı..."
Devamı şöyle:
"DP, 1950 seçimlerinde Hakkâri'de hiç oy alamamıştı. CHP; Bingöl, Bitlis, Erzincan, Hakkâri, Kars, Malatya, Muş, Ordu, Sinop illerinde tam liste halinde kazanarak, 50 milletvekilini bu illerden çıkarmıştı. CHP'nin kazandığı toplam milletvekili sayısı 69'du." ( Dikkat: O zamanki seçimlerde bir ilde üç beş oyla dahi çoğunluğu sağlayan parti, tüm milletvekillerini kazanıyordu.)
Bu veriler ilginç.
1937'de, yani CHP'nin yönetimde olduğu dönemde fena halde ezilen... Jandarma baskısından yakınan Kürtlerin önemli bir bölümü, nasıl oldu da 1950'de CHP'ye oy verdi?
Öte yandan ... Dört yıl sonraki 1954 seçimlerinde, seçmenin CHP'den yüz çevirdiğini ve mesela Hakkâri ile Bitlis'te bu kez DP'nin kazandığını görüyoruz. Diyarbakır'da ise DP ezip geçiyor. Yani diğer Kürtler de DP'ye yöneliyor.
Şimdilik bu kadar... Elime yeni bilgi geçtikçe bu ilginç konuya döneceğim.

Sabah



Tarih Bülteni
 

Tarih Bilgi Ambarı Copyright 2007-2009