Umur TALU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Umur TALU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2007 Salı

ABD darbesi


Değiştir
Umur TALU


Bir çılgınlık olmazsa, koskoca ABD "Ortadoğu'daki en büyük rakibi" İran karşısında "içeriden darbe" yiyerek bir yenilgi aldı.
ABD yönetiminin, "İran tehlikesi" ne dair "İsrail uyumlu" tezleri, bizzat ABD istihbarat örgütleri tarafından, artık "arkadan" mı dersiniz yoksa "tam alnından" mı, vuruldu.
Uzun süredir engellenen ve 16 teşkilatın sorumluluğunu taşıyan "Ulusal İstihbarat Raporu" nun çıkması, hem de "İran'ı tehlike saymadan" yayınlanması, "istihbarat camiası ile ordunun darbesi" diye adlandırılabildi.
Yıllarca, Türkiye de dahil, dünyanın dört tarafında darbe organize eden süper devletin iç darbesi.
Şöyle bir şey:
İsrail'le de uyum içinde, İran'ın en büyük tehlike sayıp "önleyici saldırı" ve savaş planlayan "sivil" yönetime karşı, işlerinin ciddi kısmı savaş olan istihbaratçılar ile askerler "barış" a şans veriyorlar.
Bazen, "tehlike" nin ne olup olmadığını hakikaten bilmek, savaşın ne olup olmadığını bizzat yaşamak, haksız gerekçelerle öldürmek kadar gencecik askerlerin tabutunu memleketine getirmek "başka bir yol" gösterebiliyor.

Çünkü, bir de şu var:
"Tek kutuplu" dünyada, tek taraflı güç ve tarz dayatmaya soyunan "neo-muhafazakâr Amerikan zihniyeti", çuval filan geçirirken, çuvallamanın acı tadını da aldı.
Amansız gücün arkasındaki kofluk;
Acayip silahların arkasında o silahları tutacak, bir işgal yürütebilecek sayı ve nitelikte asker çıkarmaktaki zorluk;
En güçlü "küresel" devletin arkasındaki ekonomide "küresel çürüklük";
En mağrur halkın kendi iç mağduriyetleri sonunda düştüğü yorgunluk;
"Sonsuz özgürlük" denirken o "sonsuz boşluk";
Küresel kültürel hakimiyete rağmen o büyük küresel nefret;
Ahaliyi de, devletin bir kısmını da yıldırabiliyor.

Üstelik bir de acayip bir şey olmuşsa:
İran'ı tehlikeye sayanlar, bakın neler yapmıştı:
1. Şii İran'ın en büyük düşmanlarından Sünni Taliban'ı vurdular.
2. Şii İran'a karşı silahlandırıp saldırttıkları Saddam' ı temizlediler.
3. Şii çoğunluğa rağmen Sünnilerin yönettiği Irak'ta, "İran'a yakın" Şiilerin önünü açtılar.
4. Hizbullah, Hamas ve (Fars) İran'ın ( Ahmedinecad' ın) Sünni Arap ülkelerinde, Sünni Araplar arasında dahi, "başkaldıran, onuru dik tutan, mazlumlara örnek" duruşlarıyla (ve vuruşlarıyla) popüler saygınlık kazanmasına sebep oldular.
Eh bunca akıl, strateji, başarı için de "süper büyük devlet" olmak gerekiyormuş!
Ankara'nın bu durumu ne kadar kavradığı, ne kadar çaktırmadan idare ettiği, ne kadar tahmin ettiği de herhalde zamanla daha iyi ortaya çıkacak!

Sabah

Tarih Bülteni

10 Ekim 2007 Çarşamba

Düşünmeye davet


Değiştir
Umur TALU

Kimi temel noktalar:
1. Örgütle, terörle mücadelede; istihbarat, güvenlik "alışkanlıkları" nın gözden geçirilmesi; zaafların, hataların tespiti;
2. Bölgedeki askerlerin (ve komutanların) niteliklerinin, eğitimlerinin, kıdemlerinin, rütbelerinin, sorunlarının değerlendirilmesi;
3. "PKK ile mücadele" nin "halkla mücadele" haline gelmemesi;
4. "Teröre rağmen", vatandaşlık bilinci, aidiyet ve adalet duygusunu yükseltecek demokratik, ekonomik, toplumsal, hukuki, eğitimsel seferberlik; temsil ve siyaset kanalının açık tutulması; adalet duygusunu zayıflatan yargı kararları üstüne düşünülmesi;
5. PKK'nın "Kürtlerin hakları" ndan ziyade, ABD ve İsrail'in bölgedeki (kimi) hesaplarına "iliştirilmiş", taşeronlaşmış halinin idraki;
6. PKK'nın Türkiye için "tuzak" olduğunun, ekonomik ve demokratik açıdan sorunlu tutup militerleştirme, Irak batağına saplama, Ortadoğu'daki tüm karışıklıkların içine çekme, İran'a saldırı mevzii de kılınmak üzere bir savaş ülkesi haline getirmeye kurulmuş tahrik bombası olduğunun da kavranması.

Kimi temel sorular:
1. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Başbuğ'un sorusundan çıkarak: 23 yılda devlet "örgüte katılımlar noktasında" neden başarısız?
2. Güvenlik güçlerinin "başarısı" nın ilan edildiği 90'lı yıllardan sonra, bugüne nasıl gelindi?
3. Binlerce askerle yapılan operasyonlarda, korucuların, köylülerin, askerlerin pusuya düşebilmesindeki zaaflar neler?
4. Görev yapan askerlerin, özellikle erlerin eğitimi yeterli mi?
5. Deprem ve ekonomik krizden sonra toparlanmaya çalışan, önceki hükümetten başlayarak atılan demokratikleşme adımları ve "Tezkere ve hukuksuz işgale katılımın reddi" ile uluslararası itibar kazanan, soldan sağa halkının yüzde 80'inden fazlası savaşa karşı olduğunu ilan eden, ABD'ye aldığı tavırla dünyada başka türlü fark edilen, AB karşısında pozisyonu kuvvetlenmiş bir ülke yeniden nasıl vuruldu?
6. PKK; ABD'deki kimi güçlerin bir "tezkere cezası" ile Türkiye'yi yine Ortadoğulaştırma, iç savaş haline sürüklenme, kaos toprağı kılınma projesinin aracı olarak nasıl kurgulandı? Mayınlar ve silahlar birdenbire nasıl çoğaldı?
7. Terörün şiddeti ile ülkede şiddetli bir rejim isteyenler arasındaki paralellik nedir?
8. Mayın temizliği, büyük verimli toprakların tarıma açılması, kapalı sınır kapılarının işlev kazanması ihtimali ile hem komşulardaki, hem Güneydoğu'daki ekonomik ve sosyal değişim imkanları neler? Bunların dinamitlenmesi içeride ve dışarıda kimlerin yararına?

Şimdi, ismi bende, "TSK'da 35 yıl ülkesine hizmet vermiş" emekli bir kurmay albayın yazdıkları:
"Sayın Kara Kuvvetleri Komutanımız terör örgütüne katılım konusunda sınıfta kalındığını açıklamış. Sonuna kadar doğru. Ama yanlış olan iki temel nokta var:
Sınıfta kalan TC Devleti değil, onun bilgisiz, yetersiz, değil ileriyi önündekini göremeyen, saplantılı, şahsi çıkarı önde tutan yöneticileri ve aydınlarıdır.
İkinci, sınıfta kaldığımız tek konu bu değil.
Organize bir tehdit olduğunun kavranmasında uzun süre sınıfta kalındı.
Ekonomik yetersizlikler, sosyal sıkıntılar istismar edilerek başlayan bir sorunun sadece silahlı güçle çözülemeyeceğini anlamada sınıfta kalındı.
Sorunun büyük bir ABD projesine hizmet eden planın parçası olduğunu anlama konusunda sınıfta kalındı.
Terörle mücadeleyi sadece halkı kazanan tarafın kazanabileceğini kavrama, halkı kazanmada sınıfta kalındı.
Terörle mücadelede başarının öldürülen terörist sayısıyla asla orantılı olmadığını anlamada sınıfta kalındı.
Her kurumda, her düzeyde uygulanabilir, sonuç alıcı politika, strateji, taktik üretmede sınıfta kalındı.
Bölge halkında vatandaşlık bilincinin yaratılmasında sınıfta kalındı."


Ve "bölgede görev yapmış biri" nin yazdıkları:
"Biz sayısal rekora oynadık yıllardır. Terörist bir öldürdü ise, biz beş öldürdüysek sorun kalmadı gibi düşündük. Tepedeki siyasibürokratik kesimin her şehidin arkasından, kara gözlükleri takıp, şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak demesi bu sığlığın göstergesiydi.
Ama terörist öldükçe çoğaldı.
O terörist taş kovuğundan çıkmamıştı. Anası, babası, sülalesi devlete düşman oldu. Feodal yapı bunu katmerlendirdi.
Köylerde okul yok. Su yok, Allah'ın suyu yok. İş hiç yok.
Eğitim? Onu PKK veriyor, tarikatlar, cemaatler veriyor.
Geniş düşünme zamanıdır. Bugüne kadar yapılanlar işe yaramadıysa."
Ve bir başkası:
"Askerlerimizin eğitim eksikliğini biliyor musunuz? Acemi eğitiminde bir aylık sürede silah eğitimi yapılıyor. Bir bölükte bir ere çok az süre ve öğretmen düşüyor. En fazla 20 ila 25 mermide nişancılığı bitiriyor. Program bu kadar. Çare, profesyonel personel. Ama onlara da doğru dürüst hak ve maaş. Bir gelecek umudu."

Tarih Bülteni

4 Ekim 2007 Perşembe

Albay'ın mektubu


Değiştir
Pazartesi çıkan "Beşağaç'ta su yok, 12 ölü var" başlıklı yazı üzerine, bölgeyi iyi bilen, halen de oralarda sık sık bulunan "Emekli Kurmay Albay" dan bir mektup aldım.
Bir "sivil - asker" görüşüdür. Aktarıyorum.

***

"Güneydoğu halkının sıkıntısını yazınızda çok güzel özetlemişsiniz.
Köylüsüne sahip çıkamayan ülke, ya 48 saat içinde korucu olun ya da burayı terk edin diyebilmektedir. Bu Ankara Çankaya'da olsa, evimizin kapısına güvenlik dayansın ve şunları yapın yoksa evinizi boşaltın desin, ne yaparız acaba?
Kur. Al. olarak oralara görevli çok gittim.
Beşağaç köyünün başına gelen Van'da çadırda konaklamak zorunda kalan bir çok köy halkına da reva görüldü.
Bir devlet düşünün ki, halkını korumak yerine, önüne şartlar koyarak fakirliğe, göçebeliğe zorluyor.
Diyarbakır'da bugün on binlerce insanın zorunlu göçle geldiğini ve fakirlikten çok sayıda rezilliğe katlandığını biliyoruz.
Türkiye, Güneydoğu halkının fakirliğini çözemediği, halkını koruyamadığı sürece maalesef çok büyük dertlerle karşılaşmaya devam edecektir. Bana göre, halkın isteği tüm bölgelerdeki halkın istediğinden çok farklı değildir.
GAP bölgesinde, Güneydoğu'nun dağlık kesimlerinde halk çok fakirdir.
Beşağaç köyünü bilirim. Dağlar arasında, yeşil, kendi halinde bir köy.
Gelin görün ki, Ramazan günü, sulama kanalı ile dağdan köyüne su getiren insanların fakir kalması, acından ölmesi için PKK öldürüyor. Devlet de koruyamıyor. Rezalettir bu.
PKK, fakir halkın devlet ile PKK arasında kalmasından destek buluyor. Gündüz devlet baskısı, gece PKK baskısı.
Bölge halkı AKP'ye, belki beni tutar, fakirliğimi, derdimi çözer diye oy verdi. Bu oylar, daha iyi bir hayat için, toprak için sadece avanstır.
GAP bölgesine 1.5 milyon hektarlık sulama, Ilısu, Silopi, Cizre barajları, topraksız köylüye toprak verilmesi, sınır kapılarının açılması, mayınlı alanların temizlenmesi gerekiyor.
1.5 milyar dolar değerinde mayınlı birinci sınıf toprak 100 bin kişiye iş demektir.
CHP Milletvekili Atilla Kart Danıştay'da dava açıp mayınlı alanlarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı'nın peşkeşine mani olmuştu. Ben de o dönemde bazı bilgi ve belgeleri Danıştay'a iletmiştim. Kart şimdi soru önergesiyle de konuyu takip ediyor.
Nusaybin sınır kapısı, Nusaybin ve Mardin'e milyar dolar getirir. Bir senedir karar ve yatırım bekleniyor.
Karkamış tarihi şehri temizlenirse inanılmaz tarih ortaya çıkar. Tren istasyonunda eskiden 500 kişi tamir atölyelerinde çalışırmış. Orası şimdi metruk.
Çobanbeyli tren istasyonu 40 dönümlük mayınlı alanda. Suriye'yle birlikte işletmeye alınmalı. Mayınlar temizlenmeli ama tık yok.
Suriye sınırında 500 bin dönüm mayınlı alan tarıma açılmayı bekliyor. Ama ses yok.
GAP bölgesinde sadece yüzde 11 sulama var. Sulama yapılabilse, Kaliforniya vadileri gibi verimli olacak.
Topraklar sadece yüzde 5'lik nüfusun, ağaların elinde.
Ama başta AKP, Güneydoğu milletvekilleri nereden geliyor, ağalıklardan mı, halkın içinden mi, buna bakmak lazım.
Yazınıza teşekkür ederim. Yazarken içinizin kan ağladığı belli oluyor.
Güneydoğu ve Doğu halkı iki yüzlü siyasetçilerden de çok çekti.
Dürüst olunsa sorunlar daha kolay çözülecek.
Dağda operasyon yapan birliklerin masrafı oralardaki halkın her türlü ihtiyacını kat kat aşar ve bu şekilde halkın fakirliğine çare bulamayız.
Ama orada Allah'ın dağında şehit vererek ve hiçbir şeyi çözmeden orduyu boğuştururlar.
PKK terörü, halkın ihtiyaçlarının giderilmesinin önünü kesiyor. Kısır döngü sürüyor."

***

Kısır döngülerden biri de;
Halkın, erkeklerin, yine koruculuğa özendirilmesi, zorlanması, başka her türlü husumet ile rekabetin de koruculuk şemsiyesi ve bahanesi ile namlusunun ucuna sokulması olmalı.
Köylülerin sadece fakirlikten, terörden kaçmak, teröre karşı durmak için değil; koruculuğun maddi, manevi rantları ile "asker gibi" silahlı gücünün cazibesine de kapılması; üreticilikten de uzaklaşması olmalı.
Koruculuğun bizatihi feodal ilişkilerin, ağalık sisteminin sürmesi, ağanın güçlenmesi ve devletten taviz almasına hizmeti de olmalı.

Sabah

Tarih Bülteni

3 Ekim 2007 Çarşamba

O da etnik terördü


Değiştir
"Terörle, terörizmle, teröristlerle mücadele" ettiğini söyleyen bir devlet;
Kendi birimlerinin, müdürlerinin, polislerinin, askerlerinin;
Çocuklardan, gençlerden "bombacı ve terörist katil" imaline;
Refakatçiliğine;
Şakşakçılığına;
Sırt sıvamacılığına;
Teşvikçiliğine;
Posterciliğine;
Pulculuğuna;
Yarenliğine,
Abiliğine;
Korumacılığına;
Göz yummasına karşı nasıl sessiz, utançsız, yargısız, yaptırımsız kalabilir?

***

Bu devlet, zaten utancı olması gereken "düşünce ifade suçu" ndan yargılanan bir vatandaşının, kalleşçe, ensesinden "ölüm cezası" ile infazına bulaşmış "devlet elemanı parmakları" nın izlerini nasıl siler?
Nasıl yokmuş farz eder?
Onları etkili, yetkili pozisyonlarda, sorgusuz sualsiz tutmaya nasıl devam eder?
Katillerin oluşma sürecinde; bombacılıktan, kabadayılıktan, abilikten "terörist örgütleşme" ye gidişlerinde, yakalamadan tutuklamaya, yargıdan mahkumiyetten tahliyeye, ajanlaştırılışına, yol verilişine; her aşamada bir "eleman parmağı" varken;
Devlet nasıl "demokratik hukuk devleti" kalabilir?
Bir cumhurbaşkanı, bir başbakan, içişleri bakanları kendilerini ne tür bir "devlet adamı" görebilir; nasıl "demokrasiye, hukuk devletine inanmış" sayabilir?
Emniyet, neyin niyetidir?
İstihbarat, neyin baharatı?
Jandarma, neyin arması?
Devletin, kamunun, hukukun, güvenliğin, vatandaşın "kurumu" olması gerekenler; hukuksuzluğun, güvensizliğin, vatandaşın hayatına kastın elemanlarını taşımaya nasıl devam ederler?
"Etnik şiddet ve terör" den canı yanan, yanmakta olan, can veren, canlarını bir ülke burası.
"Etnik baskı" lar yaşatmış, yaşamış ve izlerini silememiş bir ülke burası.
Tarihinin bir kısmı "etnik ayrımcılık ve kıyımlar" la suçlanan; kendi tarihi ile çok vatandaşının kökleri de, Balkanlar'dan Kafkaslar'a "etnik zulüm ve şiddet" in ıstıraplarıyla dolu bir ülke.
"Etnik ayrımcılıkları" reddettiğini söyleyen, geçmişin "etnik kırımları" na dair iddiaları reddeden, tarihinde "ırkçılık" olmadığını iddia eden;
Asıl önemlisi, "etnik terörle mücadele" halinde olduğunu ilan eden bir devlet ile çeşitli makam, yetki, görev sahipleri adeta "etnik terör ve cinayet" refakatçisi olabilir mi?

***

"Mezhep katliamları" nın Çorumları, Madımakları, Başbağlarları; "etnik terör" ün katlettiği 12 köylü, kahpe mayının uçurduğu gencecik asker, polisin delik deşik ettiği 12 yaşındaki çocuk, devlet elemanları kucağındaki abi kardeşlerin enseden vurduğu gazeteci için, ayrım yapmadan, kökenine, soyuna sopuna, düşüncesine, inancına bakmadan yanmayı;
Tüm bu kalleşlikler, tüm bu şiddet, bu terör ile insanlıktan nasipsizlikler, hukuksuzluklar karşısında "demokratik hukuk devleti" olmayı, "hukuka, insana, hayata saygılı vatandaşlar" olabilmeyi nasıl becereceğiz?

***

Başbakan; polis ya da jandarma, "devlet içinde" bir cinayetin "terör silsilesi" ne bulaşmış, parmak, burun, küstahlık, teşvik, kollama, yollama, telefon bulaştırmış her elemanın, tüm hukuksuzlukların, "devlet adına" sorumluluğunu taşımalıdır!
Utancını ve ne yapılmalıysa, ne yapılmadıysa onların yapılması görevini de.
Çünkü, bu devlet ona ve Cumhurbaşkanı'na emanettir!
Hukuk da, "bağımsız yargı" ya tabii!

Tarih Bülteni

2 Ekim 2007 Salı

Öyle de böyle de


Değiştir
Aslında yazının tamamında, "Irak'ı üçe bölme planı"nın ABD'de kazandığı "parlamenter" güçten söz edecektim.
"Kıbrıs sorunu, Ermeni meselesi, helikopter satışı" gibi konularda "Türkiye'nin resmi politikası ve ABD'den beklentileri"ne epey ters duruşlarıyla da bilinen Demokrat Parti'den Senatör Joseph Biden, bu konuda epey yol alıyor.
Birkaç yıldır, Biden ile Vietnam Savaşı dönemi de dahil yıllarca ABD Savunma ve Dışişleri bakanlıklarında etkin bir yeri olan, gazetecilik de yapan Leslie Howard Gelb tarafından savunulan tez geçen hafta Senato'da çoğunluk desteği buldu.
Geçmişte, sadece Yugoslavya'nın değil, "kriz bölgesi" Bosna'nın da bölünmesini savunmuştu Biden.
"Bölme çarpma"da epey tecrübesi, ABD'nin Irak'ta batağa batmasından ötürü de "gerekçeleri" mevcut.
Gelb ise son zamanlarda, ABD'de sıkıntı yaratmış bir kitaba karşı tezleriyle epey konuşulmuştu.
Önce makale olarak yayınlanan kitap John J. Mearsheimer ile Stephen Walt'ın, "İsrail Lobisi ve ABD dış politikası" üstüne tespitleriydi; ABD'nin temel dış politika tercihlerini İsrail'in ve ABD Yahudi Lobisi'nin belirlediğini ileri sürüyordu.
Akademisyen yazarlar, "Elbette tüm Yahudiler ve tüm İsrailliler değil" de demişti; yine de "Yahudi düşmanı, anti-semit" olmakla suçlanmışlardı.
Makalenin ve kitabın tezini savunanlardan, medya eleştirmeni Norman Solomon, onları "Yahudi düşmanı" olmakla suçlayanlara karşı yazısında, "Ben de Amerikan Yahudisiyim" demişti.
Mearsheimer dahi öyle olabilirdi!
***
Neyse. Ne diyecektim, nereye geldim.
Senato'da Demokratlar "Irak'ın üçe bölünmesi" ni isteyip kimi Cumhuriyetçinin desteğini de alırken, aynı gün bu sefer Cumhuriyetçilerin oylarıyla "İran Devrim Muhafızları" da "terörist örgüt" ilan edildi.
Şu anda, kâğıt üstünde, Demokratlar sonuncu kararı, Cumhuriyetçiler'in çoğu ile Beyaz Saray da birinciyi kabul etmiyor.
Hafif denge durumu.
Ama birbiri peşi sıra olabilecekler şöyle: Türkiye'nin Ermeni meselesiyle ABD'de zorlanması; PKK ile burada kışkırtılması. Irak'ın federatif şemsiye altında bölünmeye götürülmesi. İran'a saldırılar. PKK'nın İran'a karşı da kullanılması. Türkiye'nin kaç arada, kaç derede kalması.
***
Yazının başında demişim ki, "Aslında yazının tamamında bu konudan söz edecektim".
Yani daha ziyade başka bir şeye değineceğimi yazmışım farkında olmadan.
Onun ana fikri şu:
Güçlü bir devlet (ABD) ve orada birileri, kendilerinde, ülkelerin, halkların kaderini çizebilme hakkı görüyor.
Güç; askeri, maddi yahut devlet veya bir makam, ülkelerle ve insanlarla hukuksuz, keyfi, kaba biçimde oynama hakkı görüyor kendinde.
Dikta, despotluk, terör gibi baskı ve şiddet ortamlarından hukuk ve adalet, insanlık filan beklemeyelim de...
"Demokrasi ve hukuk, hakkaniyet" kurumu olduklarını iddia eden "modern" devletler ile bürokrasileri ve özel girişimleri de öyle.
Hayatın çeşitli anlarında, belki sık sık, belki sürekli buna muhatap olabilirsiniz. Bilirsiniz..
Bizim mesleğin işi zaten bunu da gözleyip değerlendirmek.
Ama, gazeteciler de genellikle, patron yahut devlet, devlet birimi; keyfi kabalıkların, dayatmaların muhatabı, mağduru, rehinesi.
"Gazetecilik niteliği" dışında binbir türlü "sözde kriter"le, birileri insanların meslek hayatı ve tüm hayatı üstünde balta, balyoz, topuz, çekiç, testere olabiliyor kolayca.
Tamam, herkes sırf parası ile patron veya yetkisi ile devlet oldu diye "gazeteciliğin özü"nü idrak edemeyebilir ama, "demokratik hukuk devleti bir cumhuriyet"te, demokrasi, cumhuriyet ve hukukun özünü idrak çok mu zordur?
"Güçlünün dayatması"nın demokrasi ve hukukun esasına aykırılığı aynı; ister işgal eden, ülkeleri bölen ABD veya senatörleri olsun, ister elindeki imkân veya yetkileri diktatör gibi insanlara dayatan özel sektör veya devlet beyleri!

Tarih Bülteni
 

Tarih Bilgi Ambarı Copyright 2007-2009